doc yazdı:Bu kadar bilgi dolu yazıları okumak keyif verdi. Çok teşekkür ederim.
Liste var diye inanarak bende listeye yazılmıştım.
2,5 senedir submariner date için sıra gelmedi. Ve artık Rolex almayı düşünmüyorum. Yarın butik arasa ve gelin alın dese almam. Bu satış stratejisi beni markadan soğuttu. Rolex’im olmadan da yaşayabiliyorum. Sıra beklemeden satın alabildiğim saatlerle mutlu oluyorum.
Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi
Rica ederim hocam.
Keşke mütemadiyen zaman ayırabilsem de her daim paylaşımda bulunabilsem.
Sözüm meclisten dışarı; açıkçası bazen ‘’tabuları, doğru bilinen yanlışları’’ eleştirmek bazı insanların hoşuna gitmeyebiliyor yahut insanların gayesi fikir teatisi olmayabiliyor. O nedenle çekimser yaklaşıyorum artık paylaşım yaparken sanırım ancak Umut Bey’in nahifliğini ve iyi niyetini bildiğimden bugün rahattım
Aslında asıl anlatmak istediğim buydu konunun başında. İlgili markaya daimi talebi yaratacak olan biziz / bizim gibi horoloji meraklıları. Bizim gibi insanlar markadan soğuduğu zaman anlık talebi yine yaratacaklardır bir şekilde ancak bu durum sürdürülebilir olmayacaktır. Grey market dediğimiz satıcılar da bu surette saatlere ilgi duymayacaktır uzun vadede. Zira ellerinde kalacak saatleri almak, ticaretlerinin doğasına aykırı düşecektir.
Serkan Bey’in de belirttiği gibi mesele ayyuka çıkmış vaziyette artık.
Konudan bağımsız olarak ons altın örneğini şu şekilde genişleteyim, vaziyet daha anlaşılabilir olsun: Day-Date modelinin şu anda liste fiyatının en az %32.9’unun altın fiyatından oluştuğunu söylerken şu anki ons altın fiyatını (4.194,24 USD’yi) baz aldım. Malum Ons altın, Rolex’in bu liste fiyatlarını ilk açıkladığı dönemde yani sene başında 5.500 USD’nin üzerindeydi. Ons altının tarihi zirvesi de 5.595,47 USD.
Dolayısıyla altının onsu 5.595,47 iken de bu saat, aynı liste fiyatından satıldı. (Zararına satış yapmayacakları aşikâr)
Bu bakımdan hesaplama yapıldığında, 5.595,47 / 31,1034768 = 179,899 USD gram altının tarihi zirvesi. 127,5x179,899 = 22.937,123USD yalnızca ilgili saatteki 24 ayar altının piyasa değeri. Satış fiyatına bu değeri oranlayalım: 22.937,123/52.313,34 = 0,438 Yani oran olarak %43.8 (Daha önce de belirttiğim üzere, tüm güncel Day-Date modellerinde mevcut olan kadrandaki 18 ayar indisleri bu hesaba dahil etmiyorum.)
Dolayısıyla karşımıza ne çıkıyor? Sene başında (ocak ayında) ilgili modelin neredeyse yarı fiyatı, yalnızca materyal fiyatı olacak şekilde satış yapmışlar. Bu oran 2015’te %12-14 dolaylarından bu noktalara gelmiş. Hal böyleyken markanın kârlılığını azalttığı malum. Daha doğrusu 2015’teki kârlılık seviyelerinin, -liste fiyatlarının üstünde artış gösteren enflasyon ve enflasyonun da üzerinde artış görülen üretim ve diğer maliyetler de göz önünde bulundurulduğunda -çok afaki kaldığı malum.
Ha unutmadan, kârlılığı buradaki total kârlılık olarak değil; ‘’model başına kârlılık’’ olarak algılamak daha doğru olur zira paylaşımlarım hem bu doğrultuda hem de söylediğim gibi o dönemden bu döneme üretim adetlerini ortalama %50 oranında artırmışlar.
Asıl yöneltilmesi gereken sual şu olmalı bu noktada bence: Rolex kârlılığı neden her geçen gün düşürüyor? Benim cevabım, TALEP YARATMAK ZORUNDA OLMALARI. 2026’da 1.5 milyon üretim bekleniyor. (kim bilir belki de daha fazla üretim yaparlar) Bu 1.5 milyon saati satmaları lazım aynı zamanda bu saat sayısının kat ve kat fazlası talep yaratmaları lazım. (Rolex her yıl 1.5 milyon saati her türlü satar bu konuda kuşku yok ancak bu sayının belki onlarca katı talep yaratılması gerekli ki oluşturdukları sistem devam edebilsin ve çark sorunsuz dönsün.) Bu talep, saatlerin liste fiyatı bugünkünün iki katı olsa -kaldı ki yaptığım açıklamalardan da açık olduğu üzere 2015 yılı baz alındığında, saatlerin liste fiyatının şu anki fiyatların belki iki katı olması gerekir- yaratılabilir mi? Cevap basit. Liste fiyatları artarsa böyle bir talep yaratılamaz. (Şu anki piyasa koşulları itibarıyla 2015 yılındakine benzer bir fiyatlandırma, 2015 yılındakine benzer bir talep yaratır. Keza pandemi koşulları artık geride kaldı. Dolayısıyla geriye tek seçenek olarak kârdan kısma kalıyor.) Zira fiyatlar arttığında seçenek de çoğalır. Lüks segmentte Rolex’in fiyat olarak pek rakibi olduğu söylenemez. Yine Day-Date örneği üzerinden gidecek olursak rakipler ve rakiplerin liste fiyatları ortada. (Konuyu yine uzatmamak adına rakip markaların altın ve / veya değerli madenden üretilmiş saatleri ile fiyat kıyaslamasına girişmeyeceğim.) Zira bu noktada sözüm ona örneğin: Bir Patek müşterisi, ekseriyetle bir Rolex müşterisidir ancak sınırlı sayıda Rolex müşterisi, aynı zamanda Patek müşterisi de olabilir. Bunu en iyi Rolex biliyor. (Belki fark etmişsinizdir, butikle iletişime geçtiğiniz ilk etapta -bilhassa yüz yüze iken- sizi tanımaya çalışırlar. Fark ettirmeden özel hayatınızla ve maddi durumunuzla ilgili sorular sorabilirler. Bunlardan en bilineni, mesleğinizin sorulmasıdır. Hatta geniş kapsamlı bir meslek söylerseniz; özel çalışma alanınızı, iş yerinizi / bağlı bulunduğunuz şirketi vs. sorabilirler. Kaydınızı yaparken de mesleğinizle kayıt yaparlar. Burada aslında sizi tartarlar, talebinizin neye yönelik olduğunu yahut olabileceğini ölçmeye çalışırlar.)
E bu noktada liste fiyatları gerçekten artarsa, gerekli ve yeterli talep yaratılamamış olacağından ikinci el piyasası ve grey piyasası çöker. Bu durum da ister istemez marka imajına zarar verir düşüncesiyle bu riski al(a)mazlar.
Bu argümanların sağlamasını yapmak adına, Rolex Certified Pre-Owned (RCPO) (Sertifikalı ikinci el uygulaması) vs. örnek olarak verilebilir. Bu yöntemler ve benzerleri, hep ikinci el piyasasındaki balonu korumak adına geliştirilen yöntemler. Bunlar hepimizin malumu.
Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi