Acaba gün içinde kaç kez saatimize bakıyoruz? Zamanı öğrenmek için bir an, yada yeni alınmış olanına hevesle sevgilinin yüzüne bakar gibi uzun uzun... İşte basitçe, bakmakla seyretmek arasındaki fark. Sorumun cevabını ben de bilmiyorum, saymadım fakat her ne için olursa olsun bakmak ya da seyretmek farketmez, bir şeye mutlak ihtiyaç vardır; Göz ! Pahalı yada ucuz olsun, gözünüz yoksa saat işe yaramaz.
Peki hiç kör saat ustası gördünüz mü? Hiç sanmıyorum.
Daha bugün forumda da bahsi geçmiş bir saatimi tamir için bir ustaya bıraktım. Mesleği saat tamirciliği olmayan arkadaşlar, balansın üzerindeki incablock taşı ve diğer parçaları gördüm. Taş dediği çakıl taşı değil. 4 parmak uzaktan zor seçiyorum, minicik pembe bir şey. Gözlerimde bozukluk yok şükür, lakin el insaf, gözün bile zor seçtiği parçalarla saatlerce uğraşılıyor, onlarca, yüzlerce parça dağıtılıp tekrar tamı tamına yerli yerine oturtuluyor. Çok ciddi söylüyorum bu iş adamın gözünü acayip yorar.
Pil ve tamir konusundan açılmıştı, pili ucuz olsun, 10 sene gitsin, vs. vs. Spesifik ve özel olmayan, Casio 10 yıl garantili versiyon saatler hariç, şarj olmadan 10+1 senenin üzerinde dayanabilen normal saat pili varsa müşteri bulsun getirsin dükkandan beğendiği saati hediye edin. Parasını ben göndereceğim. 5 TL'lik saatlerden alır takar elbette keyif onun değil mi, 2 hafta içinde de saatte oksitlenme başlar, dikkat etmezse iyi olanı tetanoz kapar veya envai cilt hastalığından birini beğenir. Sonra 5 liralık saat yüzünden onun bir kaç yüz katını doktora, hastaneye, ilaca harcar, uğraştığı, çektiği elem de yanına kâr kalır. Ama sonrasında iyi bir saat almaya kalksa bile parasından ötürü eli sızlar sivri zekalının.
Hemen hemen tüm saatlerin arkasında yazar: "Stainless Steel". Çakma olanları geçiyorum; adamlar süs diye yazmıyorlar o yazıyı. Ya da titanyum arka kapak, kaliteli tam titanyum saati sadece hafif olsun diye yapmıyorlar. Bütün cerrahi/medikal ürünler çok kaliteli çelikten ya da daha çelikten daha kaliteli cevherden imal edilir ve tonla testten standart onayından geçer. Neden acaba?
Çin üretimde bir çok pazarı eline geçirmiş durumda. Bu bilinen gerçek. Forumdan giden arkadaşlar mutlaka katılacaklardır hava kirliliği, çevre kirliliği, trafik kirliliği, kalabalık, pislik içindedir bir çok şehri. Hele de büyükşehirlerinin kenar mahalleleri, sanayi bölgeleri. Tamam her şeyi üretiyorlar, her şeyin sahtesini üretiyorlar da, ne din iman ne etik değer tanıyorlar bu çekik gözlü herifler. Çok abes örnek olacak belki ama belirtmek zorundayım (affınıza sığınarak) yahu kullanılmış prezervatiften bebek emziği üretip batı ülkelerine ihraç ediyor bunlar. Zehirli boya içeren oyuncaklar, ağır metal içerikli boyalı tekstil ürünleri yapıp basıyorlar ortalığa. Saatin, tekstilin, kozmetiğin, envai çeşit ürünün kralını üretse ne olur bunların ürettiğinden. Fason yaptıkları teknoloji ürünleri ise bazı müşteri firmalar tarafından denetleniyor da öyle biraz adama benziyor.
Allahtan saat sektörü İsviçre (ya da Avrupa ülkeleri diyeyim) ve biraz da Japonların elinde. clk'ya can-ı gönülden katılıyorum;
Kimse beni yanlis anlamasin ama pil degisim fiyatina itiraz eden yada bakim masrafina karsi kustahca tepki veren insanlar saat takmasin. Takacaklarsa da dediginiz gibi 5 liralik saatleri taksinlar. Cunku bu insanlar yasam kalitesi, mantigi ve felsefesi olarak hayatlarini 5 paralik yasiyorlar. Bilmem anlatabildim mi?
Diger taraftan bizlere dusen gorev, saat kavraminin bir kultur oldugunu, zevklerimizin ve secimlerimizin hatta kimi zaman kisiliklerimizin bir gostergesi oldugunu insanlara anlatmak lazim. Saat sadece zamani gosteren bir alet olarak aliniyorsa zaten bugun bir saate ihtiyacimiz yok. Nereye baksak bir saat.... Cep telefonu, firin, micro dalga, tren istasyonu, hatta e-5 uzerinde bile.
Değerli ustalar, haddimize düşmez ama, nacizane fikrim; ucuz pil mi istiyor, takın gönderin, iyisi mi olsun diyor hay hay iyisi, yok ben 5 lira pile vereceğime saati değiştiririm mi diyor, hadi selametle. (2 ay önce gözümle gördüm adam çıktı gitti dükkandan). Amaaa, ilgi gösterip sorarsa sen ne dersin usta? diye anlatmak farz olur. Zaten karşında dinleyen olmadıktan sonra anlatsanız ne anlatmasanız ne?
"
Pahalıysa vardır bir hikmeti ucuzsa vardır bir illeti." Bunun anlamını zaman içinde öğrenir insanlar, kimini acılar içinde...
Yazımın başında gözden biraz bahsetmiştim, duyu organlarının en önemlisi ve kuvvetlisidir göz. Omurgalılarda en gelişmiş duyu organı olup, insanda mükemmelleşmiştir. önemi, hassâsiyeti, çeşitli darbelerden ve tesirlerden kolayca etkilenebilmesi nedeniyle insan vücudunda sağlam bir miğfer içine yerleştirilmiştir. Önde şeffaf saat camı gibi saydam tabaka (kornea) kullanılarak göz nakli ameliyatı gerçekleştirilse de gözün tamâmının nakli tıbben mümkün değildir.
El. İnsan vücudunun ve kişinin özelliklerini yansıtan en önemli organlardan bir tanesidir. Kişinin vücut sağlığına dikkat edip etmediği, mesleği, genel hassasiyet durumu gibi pekçok şey ellerinden anlaşılabilir. Hem duyu organı hem de işlevsel aractır. Çok ciddi bilgi birikimi ve tecrübeye sahip hekim grubu ve oldukça spesifik yardımcı ekipmanlarla nakli mümkünse de operasyonlardaki başarı oranı risk altındadır.
Neden anlattım. El emeği, göz nuru. Bunun fiyatı, pazarlığı olmaz, fiyatı belirlerse elinin emeğini, gözünün nurunu veren belirler. Ücreti beğenmeyen başkasına gider, 3 kuruş için gereksiz tartışmak ustasını da üzer. Ne gerek var 3 kuruş için insan üzmeye...
Kör saat ustasına gelince; Prag'da eski şehir meydanındaki saatin ve yapımcısının hikayesi.
-Alıntı yeniden düzenlendi-
Prag’ta, Eski şehir meydanında şehrin kalbi gibi atan bir saat durmaktadır. Nazım Hikmet’in tanımıyla “Hanuş Usta’nın yaptığı ve Prag meydanındaki Saat” bu özeliğini koruyarak halen kentin en önemli ve en şık simgesi olarak günümüze kadar gelmiştir. Bir çok kişiyi zaman içinde geçmişin izlerinde yolculuğa çıkarmakla kalmayan eser , ustasının hüzünlü hikayesini geçmişten geleceğe taşıyor.

Meydanda yer alan bu meşhur saati, 15.yy sonlarında Charles Üniversitesi’nde profesör olan Hanuş Usta yapmıştır. Amacı, Kutna Hora şehrindeki Kemikli Kilise’de olduğu gibi insanlara bir mesaj vermektir. Usta bu çalışmayla yaşamın anlamlandırıp önerilerde bulunmanın yanı sıra geçiciliği ve ölümü ele alır.
Usta o vakit bu muazzam saati yaptıktan sonra Kral, Hanuş Usta’nın saati başka bir yere de yapmasını önlemek için onun gözlerine mil çektirir. Kör olan usta bir süre sonra intikam almak için kendini saatin mekanizmasına bırakarak intihar eder. Saatin mekanizmasına düşen bedeniyle saati bozar. Kral bütün ustaları toplamasına rağmen saat ancak 50 yıl kadar sonra başka bir saat ustası onarır.

Hanuş Usta’nın saati, Güneş’in, Dünya’nın ve Ay’ın konumlarını gösteren astronomik bir saattir. Saatin dış tarafındaki rakamlar İbranice’dir. Hanuş Usta, (saati Eski Şehir Meydanı’na yaptığından, meydanın bir paraleli de Yahudi mahallesi olduğundan) Yahudilerin nüfusunun fazla olduğu bir bölgede onlara bir jest yaptığı söylenir.
Saatin etrafında 4 tane kukla vardır. Bu kuklalar insanlara neleri yapmamaları gerektiğini anlatır. Soldan en baştaki, elindeki aynayla kendine bakar; “kendini beğenmişliği” sembolize eder. Onun yanındaki kukla, elinde altın torbası olan “cimriliği” sembolize eder. Bir yandaki kukla ise iskelettir; “yaşama karşı isteksizliği”, sonuncu kukla, elinde mandoline benzer bir müzik aleti bulunan ve adam da; “gece hayatına ve sefahate düşkünlüğü” anlatır. Kısacası bu kuklalar, kendini beğenmiş, cimri, yaşama karşı isteksiz ve sefahate düşkün olmayın der.

Saatin altında da insanlara yapmaları gerekenleri anlatan 4 kukla vardır. Bu kuklalar da, bilime, adalete, astronomiye ve eğitime önem verme konusunda insanları uyarır. Her saat başı, İsa’nın 12 havarisi de pencerenin önünden geçerek ufak bir gösteri yapar. Horozun ötmesiyle gösteri biter.

Prag'dan geçen Nazım ve kuleli saatin geçtiği şiiri;
Pırağ şehri yaldızlı bir dumandır
ve kızıl, kocaman bir elma gibi
Nezval geçer taze çıkmış kabrinden
param parça yüreği de elinde
ve Orhan Veli'yle karşılaşırlar
Urumelihisarı'ndan gelir o
ve telli kavağa benzer Orhan'ım
yüreciği delik deşik onun da.
İnsanlık için çarpan yürek.
Pırağ yazılı bu ilk şiiri 26.11.1956 tarihini taşır.

Şair, memleketten uzak,
hasretlerle delik deşik,
Eski kentte duruyordu,
meydanlıkta, yapayalnız.
Gotik bir duvar üstünde
Hanuş Ustanın saati
on ikiyi vuruyordu.
Güneşli bir güne özlem
***
Önündeyim bir vitrinin
bütün bir dünya oyuncak,
kurtlar, ayılar, şipşirin,
düşüp öldürmeyen uçak,
sarı ba calı vapurlar,
otobüsler pırıl pırıl.
İstanbul'da bir Memet var
altısına bastı bu yıl.
Nâzım Hikmet 1958 yılının 1 Mayıs'ında da Prag'dadır. 28 Nisan'da yazdığı şiirde 1 Mayıs'ı ışıklı, bir gün olarak düşünür, Eski şehrin en karışık / en dar sokağında bile / pencereler kamaşacak' diyerek güneşli bir güne duyduğu özlemi dile getirir.
Nazım 56-58 yılları arasında Prag’ta yaşamış bu şehirde vaktini genelikle Slavya Kahvesi'nde geçirirmiş. Bu kahvenin pencesinden baktığında meydanın Karaköy Meydanı'na önünde duran Legil Köprüsü ise Galata Köprüsüne benziyor olmasından kaynaklandığı söylenir.
---------
İşini beğenerek, özenle, hakkıyla yapan; sadece alınterinin karşılığının peşindeki tüm ustalara saygıyla.