Benzer başlığı son dönemde ‘’X hissesi mi yoksa y saati mi, altın mı yoksa saat mi’’ olmak suretiyle sıkça görmeye başladım. Paylaşımda bulunmamak için de bayağı bir direnmiştim kendi kendime ancak olmadı

Belki birine bir faydası dokunur yazacaklarımın diyerek söze başlayayım. Öncelikle şunu belirteyim: ‘’SAAT BİR YATIRIM ARACI DEĞİLDİR.’’ Bunu maalesef anlayamıyoruz yahut anlamak istemiyoruz. Saatler birer değer koruma aracı da değildir. Hobi olarak gördüğünüz herhangi bir şeyin yatırım olarak değerlendirilmesi her şeyden önce sağlıklı değildir. (Bazı hobiler, bazı dönemlerde yatırımmış gibi gelebilir ancak bunun süreklilik arz etmesini beklemek, en temelde o hobiyi, hobi olmaktan çıkarır. Pandemi dönemindeki Rolex fiyatları malumunuz bu hususun güzel bir örneğidir.)
Ayrıca hobi olarak herhangi bir metayı aldığınızda, bu metanın değerini altınla, gümüşle vs. Kıyaslıyor iseniz yani temelde hobi ile yatırımı aynı kefeye koyma (hobiye ayırdığınız bütçe ile yatırım yapmayı düşünme) durumu hasıl oluyorsa, o hobi -hobiye ayırdığınız meblağ için konuşuyorum- sizin için fazladır. Zira hobinin insana keyif vermesi gerekirken bu ihtimalde sizin için ızdıraba dönüşür.
Benzer tartışmayı araçlarla ilgili de sıkça görmeye başladım. (X tarihinde, y aracı almaktansa o paraya altın alsaydım şu anda bu aracı değil de şu lüks aracı alabiliyordum şeklinde.) Orada da ‘’ihtiyaç’’ durumu söz konusu. İhtiyaç olan bir şeyle (adı üstünde araçla) altını kıyaslamak da mantıklı gelmiyor bana maalesef.
Kaldı ki şöyle bir husus da var: Altın bir yatırım aracı değildir. Altın olsa olsa bir birikim aracı olabilir. (Altının reel anlamda yıllarca kazandırmadığı dönemler olmuştur ve olacaktır. -Bkz. 1980 / 2004 arası dönem- benzer durum gümüş açısından da geçerli. Gümüş reel anlamda, aradan 56 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ 1980’deki zirvesinde dahi değil.) Neticeten, piyasa emtialarındaki bu furya ilelebet devam etmez. Aldığınız altının / gümüşün reel anlamda sürekli değer kazanacağını beklemek ömrünüzden çalar. (‘’Dönemsel olarak’’ aksi de mümkündür pek tabii şansını denemek isteyene
Ekonomik anlamda pik yapmış materyali almak başka bir tartışma konusu. Örneğin: Tarih boyunca altından çok daha değerli olmuş ve ekseriyet itibarıyla altının 2-3 katı değerlerde gezmiş platin, (altına nazaran çok nadir bulunan bir emtiadır -rezervin az olmasına ek olarak şu anda dünya üzerinde 1 gram çıkarılmış ve işlenmiş platine karşılık 33 gram çıkarılmış altın bulunur.) ve altına göre dayanımı, sertliği çok daha üstündür artı her şeyden önce platin, bir sanayi emtiasıdır. Altının %45 oranında mücevher olarak kullanıldığı ve kalan oranın da büyük bir kısmının merkez bankaları tarafından rezerv tutulmak suretiyle ve yatırım amacıyla bireysel olarak alındığı düşünüldüğünde -yani altının sanayi emtiası özelliği bulunmadığı düşünüldüğünde- sanayide olmazsa olmaz diyebileceğimiz platin ve paladyum gibi emtiaların önemi tartışılmaz.) şu anda ons başına altının yarısından daha değersiz. -Bu durum yalnızca ortalama son 10 yıldır bu şekilde.- Siz bu piyasada altını bir yatırım aracı, bir yatırım hedefi olarak görüyorsanız muhtemelen ekonomik anlamda yeterli tecrübeye sahip değilsiniz. Naçizane tavsiyem, sizin gibi insanların bu piyasaya girmemesi olur. Nedenini, sizin gibi yeterli ekonomik tecrübeye sahip olmayan zatımın başına gelen hadise üzerinden yazımın sonunda daha net açıklayacağım.
‘’Türev piyasalar ve kağıt altın / gümüş’’ ayrı bir tartışma konusu. Şu anda dünyadaki fiziki altın varlığının 200 katından fazla kağıt yani sertifika suretiyle alınıp satılabilen altın olduğu söyleniyor. Bu oranın gümüşte 600-800 kat arasında olduğu tahmin ediliyor. (1000 kattan fazla diyen ekonomistler de var ancak gerçekçi olan, daha doğrusu bana daha gerçekçi gelen veriyi paylaşıyorum. Nihayetinde bu sertifikaların ve sözleşmelerin takibi de zor. Dolayısıyla net bir oran vermek imkansız.) Bu bizim için neden önemli? Nedeni şu: Yabancı emtia piyasalarında -Örneğin:ABD’deki ‘’COMEX’’ vadeli işlemler piyasasında bu 200 kat altın alınıp satılabiliyor. Peki nasıl alınıp satılıyor? Sertifika ve sözleşmeler üzerinden. Gerçekte bir teslimat dahi yapılmıyor çoğu zaman. Bu surette piyasayı manipüle ederek çok kolay fiyatlarla oynayabiliyorlar. Hatta ve hatta manipülasyona sebebiyet vermek için çoğu zaman sertifikalar üzerinden sözleşme akdetmelerine dahi gerek kalmıyor. COMEX bir gün diyor ki: Ben ‘’zorunlu karşılıkları yani teminatları artırdım.’’ Bu ne demek? Örneğin:Sen 100 gram altın alacaksan bana 100 usd teminat veriyordun, bugünden itibaren ben bu teminatı 500 USD olarak güncelliyorum. Eğer bu teminatı yatıramazsan gün sonunda altın bakiyene otomatik satış vereceğim. (Belirtilen teminat oranları hayalidir.) E bu durumda COMEX’teki balinalar ne yapıyor? Satış veriyor. Sonra gidip aynı balinalar piyasayı kan gölüne çevirdikten sonra alttan tekrardan alıyor. 30 Ocak 2026 tarihinde, cuma günü gerçekleşen manipülasyon da bu surette yapıldı, 2011 yılındaki manipülasyon da. İşin kötüsü bunlar ne ilkti ne de son olacak. (Neticeten sizin elinizdeki 1 birim fiziki altını, 200 kat sertifikayla yahut 1 birim gümüşü 600-800 kat sertifikayla eritme potansiyelleri her daim var. Buna karşılık fiziki altın alalım, fiziki gümüş alalım da diyemezsiniz zira bir emtianın iki farklı fiyatı olamaz. Fiziki fiyat ile ekran fiyatı er ya da geç yeknesak hale gelir. -Bkz. Rusya-Ukrayna savaşı patlak verdiğindeki fiziki platin fiyatları.- Gelmese de fiziki fiyattan elinizdeki emtiayı alacak yer bulamazsınız.)
Neyse bu meseleler, benim de tam olarak hakim olmadığım, araştırmak suretiyle öğrenmeye gayret gösterdiğim teknik meseleler. Sıradan vatandaşlar olarak bizim konumuza gelelim. Biz bu denklemin neresinde mağdur oluyoruz? Tam olarak şu noktada: Bu furyaya (FOMO etkisine.) kapılanlardan biri de benim başta da belirttiğim üzere. Elimde birkaç yıldır biriktirdiğim ihtiyaç fazlası bir para vardı. Hatta daha şeffaf olması adına meblağ da paylaşayım. 5.000.000-5.500.000 TL gibi bir meblağ. (Bu meblağ, ihtiyaçlarımın ve hobilerime ayırdığım meblağın tamamen dışında olan bir para.) Şahsıma ait evim var. Aracım da var(dı). Birikimimi genelde konsolide finansal tablolarını elimden geldiğince incelemek suretiyle güvendiğim, bildiğim hisselerde değerlendiririm ve ekonomik yetersizliğimden ötürü mümkün olduğunca al-sat yapmam. Hatta aldığım hisseyi unutup 6 ay takip etmemişliğim, fiyatına 6 ay sona bakmışlığım vardır. Bu meblağı da o surette değerlendiriyordum. Sonuçta ihtiyaç fazlası bir meblağ olarak gördüğümden, düşse de çıksa da çok önemsemiyordum. O miktara herhangi bir alım, iş fırsatı olmadığı müddetçe dokunmuyordum / dokunmayacaktım. Ta ki emtia fomosuna kapılana kadar. Görüştüğüm, iş yaptığım, selam verdiğim herkes emtialardan bahsetmeye başlayınca bünyeye zehir girdi ve bilgim olmamasına rağmen fikrim olsun diye araştırmaya başladım

sonrasında dedim ki:Bu elimdeki sermayeyi altına kaydırayım. Durdu altında bir süre. Baktım getiri sağlıyor ancak orada gümüş var, bana göz kırpıyor. İşte tam olarak FOMO etkisi burada başlıyor. Gümüşe girmem lazım, altının getirisi devede kulak kalıyor, ben bu getiriyi hisse senetlerinde de elde ediyordum, fırsatı kaçırmamam lazım diye düşündüm. O dönemde aracımı da satma kararı almıştım. (İş icabı çok fazla yol yapmam gerekiyor. Bu nedenle araba elim ayağım desem yeridir.) Yeni araç almam. Araçtan gelen parayı da gümüşe yatırırım, birkaç ay kiralık araçla devam ederim diye düşündüm. (İhtiyaç olan hiçbir şeyin, yerine yenisi konmadığı müddetçe satılmaması gerektiği yahut ihtiyaçla yatırımın karıştırılmaması gerektiği düşüncesi bu noktada pekişecek. Keza düşüncemin ne kadar yersiz olduğunu bu satırları yazarken bir kez daha fark ediyorum.

Aynı durum benim nazarımda hobilerim için de geçerli. Hayatta keyif aldığım hiçbir şeyi yatırıma tercih etmem normal şartlar altında, daha doğrusu hobi ile yatırımı aynı kefeye koymam, karşılaştırmam. Ancak FOMO etkisi dedikleri tam da bu olsa gerek) 2.5 civarına aracı sattım. Bu süreçte de bankalardan sürekli kredi mesajları alıyorum. İş bu ya psikolojik olarak etkilenmişim bir kere. Kredi de çekeyim dedim ve ortalama 1.5 civarı da kredi çektim 1 yıl vadeli olacak şekilde. Neticeten 155-160 TL ortalama ile gümüşe girmiş bulundum. (Aslında çok daha yüklü miktarda kredi çekecektim ancak ticaretle uğraşan bir tanıdığım vasıtasıyla son anda krediyi onaylamadan caydırılmam söz konusu oldu.)
Sonrası malum. Gümüş 90 TL’leri gördü. Ekonomik bilgisizliğim nedeniyle paniğe kapılıp 99’dan satış verdim. Peki bitti mi? Bitmedi. 117’de tekrar aldım. 106’da yine paniğe kapılıp sattım. (Bu süreçte ‘’güvenli liman’’ olarak nitelendirilen gümüş bir günde %42 değer kaybetti. Altın bir günde yaklaşık %15 değer kaybetti. Satayım çıkayım diyebileceğiniz bir durum olmuyor zira makaslar oldukça açılıyor her düşüşte. Küçük ve tecrübesiz yatırımcıyı avlamak amacıyla sürekli manipülasyon yapıyorlar. 5 dakika içinde elinizdeki paranın çeyreğinin yok olduğu bir piyasa hali söz konusu şu anda. Üstelik bu husus, ‘’süper emtia döngüsü’’ olarak nitelendirilen bir dönemde, güvenli liman olarak nitelendirilen emtialarda meydana geliyor.) neticeten birkaç gün gibi kısa bir süre içinde 4 milyondan fazla, 5 milyona yakın TL cinsinden kaybım oldu. (Bu kayıp yalnızca hesabımdan TL olarak eksilen bakiye toplamı. Kredilere ödemek zorunda olduğum faizleri vs. İşin içine katarsak zararın boyutunu siz tahmin edin. Zira örnek vermek gerekirse 1 milyonluk krediyi, 1 yıl sonunda 1.5 olarak geri ödüyorsunuz ancak sizin paranız 500.000 kaldığı için 1.000.000 faiz ödeyecekmişsiniz gibi kabul etmeniz gerekiyor bir yılın sonunda. Yani zararda olmamanız için o emtianın yıl sonunda, şu anki değerinin 3 katına çıkmış olması gerekiyor. Hatta ana paradan ödeme yapıyorsanız ve bu surette ana paranız eksiliyorsa belki 4-5 katına çıkması gerekiyor.)
Kendimden bu örneği neden verdim? Ekonomik anlamda yeterli okur yazarlığa ulaşmamış, bu işin eğitimini almamış, piyasalar konusunda tecrübe kazanmamış bireylerin, ihtiyaçlarından yahut hobilerinden ödün vererek ‘’kesin kazanacağım’’ yahut ‘’kesin artacak’’ düşüncesi ile bu toplara girmemeler için. Bakın bu örnekte ben, ihtiyacım olmayan, kenara koyduğum parayla bu işlemleri yapmış olmama rağmen vaziyet ortada. Üstelik işin can alıcı noktası şu:
‘’Güvenli liman’’ olarak nitelendirilen emtialarda bu durum başıma geldi. (Dünyanın en büyük 2. Varlığı olarak gösterilen gümüşte ve dünyanın en değerli varlığı olan altında bu manipülasyonlar yapılıyor.) Üstelik ‘’süper emtia döngüsü’’ olarak nitelendirdikleri bir dönemde bunu yaşıyoruz. Varın gerisini siz düşünün. Başkaca dönemlerde, başka varlıklar üzerinden neler yapabileceklerini hayal edin.
Sözün özü, herkes erbabı olduğu işi yapmalı. Ekonomi, her şeyden evvel ayrı / bağımsız bir bilim dalı. Acı bir şekilde bu hususu da tecrübe etmiş olan bir hobidaşınız olarak naçizane başımdan geçenleri, tecrübelerimi aktarmak istedim.
Çevremde daha evvel konuşan insanlara bakıyorum hiçbiri benim gibi yatırım yapmamış. Nedenini sorduğumda, ticaret yaptıklarını, bu riski alamayacaklarını dile getiriyorlar. Asıl işi ticaret olan birinin yatırım da yapması gerekir düşüncesi hasıl oluyor ilk başta ancak işin iç yüzü öyle değil. Zira bizim yatırım algımızla onlarınki bir değil. Yaşça benden oldukça büyük; sevdiğim, saygı duyduğum, ara ara fikirlerine de başvurduğum, restoran zincirleri olan tacir bir abime bu hususu açtığımda, ‘’neden öyle şeylere hiçbir zaman para yatırmadım biliyor musun? Çünkü:Bir yılın sonunda paramı ikiye de katlayabilirim ancak sermayemin çok değil %30’unu %40’ını kaybetsem giderleri karşılayamaz iflas ederim ve bu riski alamam’’ dedi. Çocukluğumdan beri de yatırım olarak gördüğüm parayı her zaman işime ayırmışımdır, haricinde ihtiyaçlarımı, hobilerimi bir gün olsun ertelememişimdir diye ekledi. (Bu abimiz, 70’inden sonra dünyayı gezmiş, klasik otomobil koleksiyoneri bir abimiz.) Aslında bakıldığında bütün büyük şirketler, bütün büyük iş insanları için aynı durum geçerli. Mevcut durumu korumak ön planda. (Bkz. Buffett’ın hâlâ Amerikan Tahvili alması.) E hal böyleyken, küçük yatırımcı olarak biz neden macera peşindeyiz diye sormadan edemiyor insan.
En mühimi, hayat geçip gidiyor. Akan zamanın telafisi yok. Dolayısıyla bugünkü sağlığınızı, bugünkü durumunuzu yıllar sonra muhafaza edebileceğinizin, isteklerinize yıllar sonra zaman ayırabileceğinizin bir garantisi yok. (Gün geliyor sağlığınız, kolunuza bir saat takmaya dahi izin vermeyebiliyor. Karpal Tünel olduğumu öğrendiğim dönemde bu husus, hayatı sorgulamama ve bu surette yeni bir bakış açısı kazanmama vesile olmuştu.)
Kaldı ki şahsi gözlemlerim, ‘’istek ve ihtiyaçların bir kez ertelendiğinde hep ertelenme durumunun söz konusu olması.’’ Bir nevi bu erteleme halinin, ‘’insanın kendini bazı şeylere değer görmemeyi’’ de beraberinde getirmesi ve neticeten bünyede bağımlılık yaratması.
Hobilerine, hayallerine zaman ve maddiyat ayırıp pişman olan kimseyi görmedim ancak yatırım adı altında heba olmuş, boş yere geçip gitmiş birçok yaşama tanık oldum.
Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi